İnstagram
Telefon
WhatsApp
İletişim Bilgileri

Kaygı: Geleceği Bugünden Yaşamak

Kaygı: Geleceği Bugünden Yaşamak

Kaygı: Geleceği Bugünden Yaşamak

Kaygının en yorucu taraflarından biri, insanı henüz gelmemiş bir zamana taşımasıdır.

Bedenimiz bulunduğumuz odadadır ama zihnimiz yarın yapılacak görüşmede, gelecek hafta açıklanacak sonuçta ya da aylar sonra ortaya çıkabilecek bir ihtimaldedir. Henüz hiçbir şey olmamıştır; buna rağmen kişi olacakmış gibi düşünür, olacakmış gibi hisseder ve zaman zaman olacakmış gibi yaşamaya başlar.

Bu yüzden kaygıyı “fazla düşünmek” diye tarif etmek bana eksik geliyor.

Kaygıda zihin çoğu zaman düşünmekten daha fazlasını yapar. Geleceği tahmin etmeye, tehlikeyi önceden fark etmeye ve kişiyi hazırlıksız yakalanmaktan korumaya çalışır.

İlk bakışta bunun oldukça mantıklı bir amacı vardır.

Fakat zihnin korumaya çalışırken kullandığı yöntem bazen kişinin bugününü daraltmaya başlar.

Henüz yaşanmamış bir ihtimal, yaşanan an kadar gerçek hâle gelir.


Kaygının Bir İşlevi Vardır

Kaygının varlığı tek başına psikolojik bir problem değildir.

İnsan zihninin geleceği öngörebilmesi önemli bir beceridir. Önceden hazırlanabilmemizi, riskleri fark edebilmemizi, hata ihtimalini değerlendirebilmemizi ve bizi ilgilendiren şeylere karşı daha dikkatli davranmamızı sağlar.

Bir görüşme öncesinde yaşanan hafif gerginlik hazırlanmamıza yardım edebilir. Sağlığımızla ilgili bir değişikliği önemsemek doktora başvurmamızı sağlayabilir. Sevdiğimiz bir insanın güvenliğiyle ilgilenmek ilişkilerimizin doğal bir parçasıdır.

Bu açıdan bakıldığında kaygının amacı hayatı zorlaştırmak değildir.

Aksine bizi korumaya çalışan bir sistemin parçasıdır.

Ancak koruyucu sistemler de zaman zaman gereğinden fazla hassaslaşabilir.

Duman alarmını düşünelim. Yangın sırasında çalışması hayat kurtarır. Fakat en küçük buharda çalmaya başladığında artık güvenlik sağlamaktan çok yaşamı zorlaştırır.

Kaygıda da benzer bir durum ortaya çıkabilir.

Zihin olasılıkla tehlikeyi birbirine yaklaştırmaya başladığında, gerçekleşebilecek her şey hazırlanılması gereken bir tehdit gibi hissedilebilir.


Korku Şimdiki Zamana, Kaygı Geleceğe Daha Yakındır

Korkunun karşısında çoğu zaman belirgin bir tehlike vardır.

Yola çıktığımız sırada hızla yaklaşan bir araç gördüğümüzde bedenimizin harekete geçmesi son derece işlevseldir. Tehlike oradadır ve hızlı bir tepki gerekir.

Kaygıda ise çoğu zaman karşımızda somut bir tehdit değil, tehdidin ihtimali bulunur.

Kişi henüz gerçekleşmemiş bir başarısızlığın sonuçlarını zihninde yaşamaya başlayabilir. Sağlığıyla ilgili kesinleşmemiş bir belirti, zihninde ciddi bir hastalığın habercisine dönüşebilir. Bir ilişkide yaşanan küçük bir mesafe gelecekteki bir kaybın başlangıcı olarak yorumlanabilir.

Bunların gerçekleşmesi mümkündür.

Ama mümkün olmakla gerçekleşmiş olmak arasında önemli bir mesafe vardır.

Kaygı yükseldiğinde bu mesafe psikolojik olarak kısalır.

İhtimal, giderek gerçekmiş gibi hissedilmeye başlar.

Bu nedenle dışarıdan söylenen “Daha hiçbir şey olmadı” cümlesi çoğu zaman etkisiz kalır. Çünkü insan zihni bir tehdidi yeterince canlı biçimde hayal ettiğinde beden, olayın henüz gerçekleşmemiş olmasını her zaman sakinleştirici bir bilgi olarak kullanamaz.


Kaygının İçinde Olasılık Vardır

Søren Kierkegaard, Kaygı Kavramı'nda kaygıyı “özgürlüğün baş dönmesi” olarak tanımlar. Onun yaklaşımında kaygı, insanın önünde tek bir yol değil, birden fazla olasılık bulunmasıyla yakından ilişkilidir. Gelecek henüz belirlenmemiştir ve insan tam da bu nedenle hem özgürdür hem de belirsizlikle karşı karşıyadır.

Bu düşünce bugün kaygıyı anlamak için hâlâ oldukça güçlüdür.

Çünkü kaygının önemli bir kısmı kötü bir şeyin kesin olarak gerçekleşmesinden değil, ne olacağını henüz bilmiyor olmaktan doğar.

Belirsizlik insan zihninde açık bırakılmış bir dosya gibidir.

Zihin onu kapatmak ister.

Sonucu öğrenmek, kararı kesinleştirmek, karşıdaki insanın ne düşündüğünü bilmek veya bir şeyin kötü sonuçlanmayacağından emin olmak ister.

Fakat hayatın önemli bölümü bu kesinliği bize vermez.

İlişkilerde, sağlıkta, kariyerde, çocuklarımızın hayatında ve geleceğe dair aldığımız kararlarda her zaman kontrol edemediğimiz bir alan kalır.

Kaygının güçlendiği yerlerden biri tam da burasıdır:

Zihnin kesinlik istediği yerde hayatın ihtimal sunması.


Endişelenmek Bazen Hazırlanmak Gibi Hissettirir

Kaygılı düşünmenin ilginç bir özelliği vardır.

İnsana çoğu zaman işe yarıyormuş gibi hissettirir.

Aynı konuyu tekrar tekrar düşünmek, olası sorunları önceden hesaplamak veya yapılacak bir konuşmayı zihinde defalarca prova etmek hazırlıklı olma duygusu yaratabilir.

Kişi farkında olmadan şöyle bir psikolojik anlaşma yapar:

Yeterince düşünürsem kötü bir ihtimal beni hazırlıksız yakalayamaz.

Fakat düşünmek ile hazırlanmak aynı şey değildir.

Hazırlık bir noktada eyleme dönüşür. Bir karar verilir, plan yapılır, gerekli önlem alınır ve kişi hayatına devam eder.

Kaygılı düşünce ise çoğu zaman kapanmaz.

Bir ihtimal çözüldüğünde zihin yenisini üretir. Bir cevap bulunduğunda bu cevabın yeterince güvenilir olup olmadığı sorgulanır. En kötü senaryoya hazırlık yapılırken daha kötü bir ihtimal keşfedilebilir.

Bu nedenle kişi uzun süre düşündüğü hâlde kendisini daha güvende hissetmez.

Aksine zihinsel olarak yorulur.

Burada endişenin amacı ile sonucu birbirinden ayrılmaya başlamıştır.

Amaç güvenliktir.

Sonuç ise çoğu zaman daha fazla tehdit fark etmek olur.


Kesinlik Arayışı Kaygıyı Nasıl Besler?

Kaygı yükseldiğinde insan doğal olarak emin olmak ister.

Sağlığı konusunda endişelenen biri aynı belirtiyi farklı kaynaklardan araştırabilir. İlişkisine dair kaygı yaşayan biri karşısındaki insanın sevgisinden tekrar tekrar emin olmaya ihtiyaç duyabilir. Önemli bir karar veren kişi, kendi değerlendirmesi yeterli gelmediği için farklı insanlardan aynı konuda görüş toplamaya devam edebilir.

Güvence bulunduğunda rahatlama gelir.

Ama çoğu zaman kısa sürer.

Çünkü kişi aslında belirsizliğe tahammül etmeyi değil, belirsizliği ortadan kaldırarak rahatlamayı öğrenmiştir.

Şüphe yeniden ortaya çıktığında aynı yönteme tekrar ihtiyaç duyar.

Böylece güvence arama başlangıçta kaygıya çözüm gibi görünürken zaman içinde kaygının sürmesine katkıda bulunabilir.

Bu özellikle sağlık kaygısında, ilişkisel kaygılarda ve obsesif düşünce örüntülerinde belirginleşebilir.

Kişinin aradığı şey çoğu zaman bilgi değildir.

Bilginin sağlayacağını umduğu kesinliktir.

Fakat bazı soruların cevabı hiçbir zaman yüzde yüz kesin olamaz.

Burada psikolojik çalışma farklı bir yöne gider.

Amaç her soruya kusursuz bir cevap bulmak değil, cevabını henüz bilmediğimiz bir şeyin varlığına rağmen yaşamaya devam edebilmektir.


Kontrol Bazen Güvenliğin Yerini Alır

Kaygı ile kontrol ihtiyacı arasında güçlü bir ilişki olabilir.

Planlarımız olduğunda, koşulları bildiğimizde ve ne olacağını öngörebildiğimizde kendimizi genellikle daha rahat hissederiz.

Bunda problem yoktur.

Sorun, güvenli hissedebilmek için her şeyin kontrol altında olması gerektiğine inanmaya başladığımızda ortaya çıkar.

Bu durumda plan değişikliği küçük bir değişiklik olmaktan çıkar. Beklenmedik bir gelişme, kişinin zihninde kontrolün kaybedildiğinin işareti hâline gelebilir.

Kişi çevresindeki koşulları mümkün olduğunca düzenlemeye çalışır.

Ancak hayatın doğası gereği düzenlenemeyen alanları vardır.

İnsanların ne düşüneceğini, ilişkilerin nasıl gelişeceğini, bedenimizin gelecekte nasıl olacağını veya aldığımız her kararın sonucunu bütünüyle kontrol edemeyiz.

Kontrol ihtiyacı arttıkça bu gerçek daha rahatsız edici hâle gelebilir.

Bu nedenle kaygıyla çalışırken zaman zaman önemli bir değişim yaşanır:

Kişi güvenliği dış dünyayı tamamen kontrol etmekte değil, kontrol edemediği bir şey olduğunda da kendisiyle kalabilmekte aramaya başlar.

Bu küçük gibi görünen ayrım klinik açıdan oldukça önemlidir.


Kaçınma Kaygıyı Azaltır; Ama Bazen Hayatı da Azaltır

Kaygı yaratan bir durumdan uzak durduğumuzda rahatlarız.

Bu rahatlama nedeniyle kaçınmanın çekici olması son derece anlaşılırdır.

Topluluk önünde konuşmaktan korkan biri sunumu iptal ettiğinde o gün yoğun kaygı yaşamaz. Sosyal ortamlarda kendisini yetersiz hissedeceğinden korkan biri davete gitmediğinde utanç ihtimali ortadan kalkar. Panik yaşayabileceği bir yerde bulunmaktan korkan kişi oraya hiç gitmediğinde kendisini daha güvende hisseder.

Ancak her kaçınma zihne küçük bir mesaj bırakabilir:

“Bununla ancak uzak durarak baş edebilirim.”

Zaman içinde kaygı yaratan alanlardan kaçındıkça kişinin kendisine olan güveni artmak yerine azalabilir.

Üstelik kaçınılan alanlar genişleyebilir.

Başlangıçta tek bir ortamdan uzak dururken bir süre sonra benzer ortamlardan da kaçınmaya başlanabilir.

Bu noktada kaygının bedeli yalnızca hissedilen gerginlik değildir.

Kişinin yapmak istediği hâlde yapmadığı şeyler, gitmediği yerler, kuramadığı ilişkiler ve ertelediği deneyimler de tablonun parçasıdır.

Bazen klinik görüşmede kaygının şiddetinden daha açıklayıcı olan soru şudur:

Kaygı nedeniyle hayatınızdan neler çıkmaya başladı?


Kaygı Bedende Sessiz Kalmaz

Kaygı zihinsel olduğu kadar bedensel bir deneyimdir.

Tehdit algılandığında beden harekete hazırlanır. Kalp atışları hızlanabilir, kaslar gerilebilir, nefes değişebilir, mide ve bağırsak sistemi etkilenebilir. Terleme, titreme, baş dönmesi veya göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir.

Bunlar kişinin “kafasında kurduğu” belirtiler değildir.

Gerçek bedensel deneyimlerdir.

Üstelik bedenin verdiği tepki bazen kaygının yeni konusu hâline gelebilir.

Kalbin hızlı attığını fark eden kişi bunu tehlikeli bir şeyin işareti olarak yorumladığında kaygı yükselir. Kaygı yükseldikçe kalp daha hızlı atar. Bedensel tepki şiddetlendikçe kişinin tehlike inancı güçlenir.

Bu döngü özellikle panik belirtilerinde belirginleşebilir.

Burada önemli olan bedensel belirtilerin otomatik olarak kaygıya bağlanmamasıdır. Yeni başlayan, alışılmadık veya kişinin fiziksel sağlığı açısından endişe yaratan belirtilerin gerektiğinde tıbbi olarak değerlendirilmesi gerekir.

Ancak tıbbi bir neden dışlandığında dahi bedensel duyumların kişi için taşıdığı anlam psikoterapide önemli bir çalışma alanıdır.

Çünkü bazen korkulan şey bedenin verdiği tepkinin kendisinden çok, o tepkinin ne anlama geldiğidir.


Kaygı Kendi Gücümüzü Küçük Gösterebilir

Kaygıda dikkat çoğu zaman tehlikeye yönelir.

Bunun yanında daha az fark edilen başka bir süreç yaşanabilir:

Kişi olası tehdidin büyüklüğünü artırırken kendi baş etme kapasitesini küçültür.

Kaygılı zihinde mesele her zaman “Kötü bir şey olacak” değildir.

Bazen daha temel inanç şudur:

“Kötü bir şey olursa bununla baş edemem.”

Bu nedenle aynı olay iki insan için çok farklı kaygı yaratabilir.

Bir kişi olası bir başarısızlığı üzücü ama yönetilebilir görürken başka biri bunu benlik değerini sarsacak bir felaket gibi yaşayabilir. Bir ilişkinin sona ermesi bir insan için ağır bir kayıpken başka birinin zihninde tek başına kalamayacağına ilişkin çok daha derin bir korkuya temas edebilir.

Kaygının şiddetini belirleyen yalnızca dışarıdaki olay değildir.

O olayın kişinin iç dünyasında neyi tehdit ettiği de önemlidir.

Bazen kaygının gerçekten anlaşılmaya başladığı yer burasıdır.


Kaygı İlişkilerde Farklı Kılıklara Girebilir

Kaygı her zaman “endişeliyim” diyerek ortaya çıkmaz.

Bazen ilişkide sürekli teyit istemek şeklinde görünür.

Bazen karşıdaki insanın davranışlarını fazla dikkatli okumak, küçük değişimlere büyük anlamlar yüklemek veya ilişkinin geleceğinden emin olabilmek için karşı tarafı kontrol etmek şeklinde yaşanabilir.

Kişi bunu yakınlığı korumak için yapıyor olabilir.

Fakat kaygı arttıkça ilişki, kendiliğinden yaşanan bir bağ olmaktan çıkıp sürekli güvenliği test edilen bir alana dönüşebilir.

Benzer bir mekanizma ebeveynlikte de görülebilir.

Çocuğunu korumaya çalışan ebeveynin kaygısı arttıkça kontrolü artabilir. Kontrol arttıkça çocuk için bırakılan deneyim alanı daralabilir.

Bu örneklerde niyet çoğu zaman sevgidir.

Ancak sevginin içine kaygı karıştığında korumak ile kontrol etmek arasındaki sınır zaman zaman belirsizleşebilir.

Bu nedenle psikoterapide kaygının ilişkisel boyutunda yalnızca kişinin ne hissettiğine değil, kaygısını azaltabilmek için ilişkiden ne talep etmeye başladığına da bakmak gerekir.


Kaygının En Yorucu Taraflarından Biri: Bugünü Geleceğe Feda Etmek

Kaygı insanı geleceğe hazırlamaya çalışır.

Fakat bunu yaparken bazen bugünü elinden alır.

Güzel geçen bir günün içinde yarın ortaya çıkabilecek sorunu düşünmek, mevcut ilişkiden keyif almak yerine bir gün bitebileceğine odaklanmak veya henüz açıklanmamış bir sonucu günler boyunca zihinde yaşamak buna örnektir.

Kişi fiziksel olarak bugündedir fakat psikolojik olarak gelecekte yaşamaktadır.

Bu durum uzun sürdüğünde hayat sürekli bir “sonrası” için hazırlık hâline dönüşebilir.

İnsan rahatlamak için işin bitmesini, sonucun gelmesini, belirsizliğin çözülmesini veya sorunların tamamen ortadan kalkmasını bekler.

Fakat hayatın bir belirsizliği sona erdiğinde yenisi başlar.

Bu nedenle huzuru her şeyin kesinleşeceği bir zamana ertelemek, huzuru sürekli geleceğe ertelemek anlamına gelebilir.

Kaygıyla çalışmanın önemli taraflarından biri de insanın geleceği düşünmekten vazgeçmesi değil, geleceği düşünürken bugünü kaybetmemesidir.


Psikoterapide Amaç Kaygısız Bir İnsan Yaratmak Değildir

Kaygıdan tamamen kurtulmak çoğu zaman gerçekçi bir psikoterapi hedefi değildir.

Üstelik kişinin kaygıyı hiç yaşamamaya çalışması, zaman zaman kaygıya karşı yeni bir hassasiyet oluşturabilir.

Küçük bir endişe ortaya çıktığında bunu geriye gidiş olarak yorumlamaya başlayabilir.

Oysa ruhsal sağlık hiç kaygılanmamak değildir.

Kişinin kaygıyı yaşarken ne yaptığı daha önemlidir.

Kaygı ortaya çıktığında hemen kaçmak zorunda olup olmadığı, kesinlik bulmadan karar verip veremediği, bedensel duyumlarını felaket olarak yorumlayıp yorumlamadığı ve zihninden geçen her olasılığı gerçek bir tehdit gibi ele alıp almadığı önem kazanır.

Psikoterapi sürecinde kişinin kaygısını oluşturan ve sürdüren örüntüler anlaşılmaya çalışılır.

Bazı kişilerde belirsizliğe tahammülsüzlük ön plandadır. Bazılarında kontrol ihtiyacı, kaçınma veya sürekli güvence arama belirginleşir. Başka bir kişide ise kaygının altında hata yapmaya, terk edilmeye, eleştirilmeye veya kontrolünü kaybetmeye ilişkin daha eski ve daha kişisel korkular bulunabilir.

Bu nedenle terapi yalnızca kaygıyı azaltan tekniklerden oluşmaz.

İnsanın kendisine şu açıdan da bakabilmesine alan açar:

Benim zihnim neden özellikle bu ihtimali tehlike olarak seçiyor?

Bu sorunun cevabı herkeste aynı değildir.

Ve terapinin kişiye özgü kısmı tam da burada başlar.


Kaygı Ne Zaman Profesyonel Destek Gerektirebilir?

Günlük yaşam içinde kaygı hissetmek olağandır.

Ancak kaygı uzun süre devam ediyor, kişinin uykusunu, ilişkilerini, iş veya eğitim yaşamını belirgin biçimde etkiliyor ya da normalde yapmak istediği şeylerden giderek daha fazla kaçınmasına neden oluyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.

Özellikle kişinin hayatını sürekli riskleri önlemeye göre düzenlemeye başlaması, rahatlayabilmek için yoğun güvence veya kontrol ihtiyacı duyması ve zihinsel meşguliyetin günlük yaşamın önemli bir bölümünü kaplaması dikkate alınmalıdır.

Kaygı bozuklukları tek bir durumdan oluşmaz ve benzer belirtiler farklı psikolojik ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu nedenle birkaç belirti üzerinden kişinin kendisine tanı koyması yerine bütüncül bir klinik değerlendirme yapılması önemlidir.


Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner’den Not

Kaygı yaşayan bir insanın zihninde çoğu zaman iki ayrı mücadele olduğunu düşünüyorum.

Bir tarafta gelecekte kötü bir şeyin gerçekleşme ihtimali vardır.

Diğer tarafta ise çok daha sessiz bir korku bulunabilir:

O şey gerçekleşirse kendisinin bununla baş edemeyeceğine ilişkin korku.

Bu nedenle kaygıyla çalışırken yalnızca dışarıdaki tehlikenin gerçekçi olup olmadığına bakmayı yeterli bulmuyorum.

Kişinin kendi dayanıklılığına nasıl baktığı da önemlidir.

Bazen insan geleceği kontrol etmeye çalıştıkça kendisine daha az güvenmeye başlar. Çünkü güven duygusunu, karşısına beklenmedik hiçbir şey çıkmamasına bağlamıştır.

Oysa psikolojik güven bence başka bir yerde gelişir.

Hayatın bize hiçbir zaman zor bir şey getirmeyeceğinden emin olduğumuzda değil; zor bir şey geldiğinde onunla bir biçimde ilişki kurabileceğimizi hissetmeye başladığımızda.

Kaygının insanı yoran taraflarından biri de gelecekteki acıyı bugünden yaşamaya başlamasıdır.

Henüz kaybetmediği bir şeyin yasını tutabilir, henüz yaşamadığı bir başarısızlığın utancını hissedebilir, henüz gerçekleşmemiş bir konuşmanın ardından kendisini kötü hissedebilir.

Zihin bunu bizi korumak için yapıyor olabilir.

Ama bazen korunmaya çalışırken yaşadığımız hayatla aramıza mesafe koyarız.

Bu nedenle kaygıyla ilgili önemli sorulardan biri benim için şudur:

Gelecekte ne olacağından emin olmaya çalışırken bugün neleri kaçırıyorum?

Bütün belirsizliklerin ortadan kalktığı bir hayat yok.

Fakat belirsizlik varken de yakınlık kurabildiğimiz, karar verebildiğimiz, hata yapabildiğimiz, yeniden deneyebildiğimiz ve hayatın içinde kalabildiğimiz bir psikolojik alan mümkün.

Kaygının azalmasından önce zaman zaman değişen şey de budur:

İnsan geleceğe daha az hükmetmeye çalışırken, kendi baş etme gücüne biraz daha fazla güvenmeye başlar.

Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner


Bilgilendirme Notu

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan açıklamalar tıbbi veya psikiyatrik tanı, kişiye özel klinik değerlendirme ya da tedavi önerisi niteliğinde değildir ve psikiyatri hekimi veya ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılacak değerlendirmenin yerini tutmaz.

Burada anlatılan düşünce, duygu veya bedensel belirtilerden bazılarını yaşamanız tek başına bir kaygı bozukluğunuz olduğu anlamına gelmez. Benzer belirtiler farklı psikolojik ve tıbbi durumlarda görülebilir. Belirtilerin süresi, yoğunluğu, ortaya çıktığı koşullar ve günlük yaşam üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.

Kaygınıza kendinize zarar verme veya yaşamınıza son verme düşünceleri eşlik ediyorsa ya da yakınınız açısından acil bir risk bulunduğunu düşünüyorsanız profesyonel yardımı ertelemeyin; acil durumlarda Türkiye’de 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurabilirsiniz.