Duygularla baş etmek ne demek?
Gün içinde pek çok duyguyla karşılaşırız: kırgınlık, öfke, kaygı, utanç, hüzün, kıskançlık. Psikolojide bu duygularla ne yaptığımıza genellikle duygu düzenleme ya da baş etme denir. Kulağa teknik gelse de anlamı sade: Bir duyguyu fark edebilmek, onu bir süre taşıyabilmek ve ne zaman, nasıl ifade edeceğine bir ölçüde seçerek karar verebilmek. Duygu düzenleme, duyguyu yok etmek ya da her koşulda sakin kalmak anlamına gelmez.
Herkesin zor duygular karşısında kendiliğinden yöneldiği yollar vardır. Kimi geçiştirir, kimi kendini oyalar, kimi olanı zihninde tekrar tekrar döndürür, kimi hemen dışa vurur, kimi birine anlatır, kimi bedeniyle yatışır, kimi de duygunun ne anlatmaya çalıştığını merak eder. Çoğumuz bunların birkaçını birlikte kullanırız; hangisinin öne çıktığı da duruma, karşımızdaki kişiye ve o günkü hâlimize göre değişir.
Bu eğilimler nereden geliyor?
Psikodinamik yaklaşım, bu yolların rastgele seçilmediğini düşünür. Çocuklukta ve önemli ilişkilerimizde hangi duyguların karşılık bulduğunu, hangilerinin geri çevrildiğini ya da fazla geldiğini deneyimleriz. Üzüntüsü pek fark edilmeyen bir çocuk, duygularını kimseye yük etmeden içine atmayı öğrenebilir. Sesi ancak yükseldiğinde duyulan biri duyguyu hızla dışa vurmayı, belirsizliğin çok olduğu bir evde büyüyen biri de her ihtimali önceden düşünmeyi öğrenebilir.
Bu yollar o zamanlar bir işe yaradı: Bizi incinmekten, yalnız kalmaktan ya da taşıyamayacağımız kadar yoğun duygulardan korudu. Psikodinamik dilde bunlara savunmalar da denir ve bu kelime burada olumsuz bir anlam taşımaz; her insan kendini bir şeylere karşı korur. Zorluk çoğu zaman, koşullar değiştiği hâlde aynı yolun otomatik olarak çalışmaya devam etmesiyle başlar.
Hiçbir eğilim yanlış değil; asıl mesele esneklik
Geçiştirmek, zor bir toplantının ortasında ayakta kalmanı sağlayabilir. Uzaklaşmak, yorgun bir zihne mola verir. Dışa vurmak sınırını korur, paylaşmak yükü hafifletir. Sorun genellikle eğilimin kendisinde değil, tek seçenek hâline gelmesindedir. Her durumda aynı yola gittiğini fark ediyorsan, o yol artık bir tercih olmaktan çok bir zorunluluk gibi çalışıyor olabilir. Esneklik, duruma göre farklı yollar arasında seçim yapabilmek demektir: Bazen ertelemek, bazen paylaşmak, bazen de yalnızca duyguyla bir süre kalabilmek.
Terapide bu eğilimlerle nasıl çalışılır?
Psikodinamik terapide amaç, savunmaları zorla söküp atmak değildir. Önce onları tanımaya çalışırız: Hangi duygu geldiğinde devreye giriyorlar, seni neyden koruyorlar, sana neye mal oluyorlar? Bu yollar çoğu zaman terapi ilişkisinin içinde de görünür; zor bir şey anlatırken konuyu değiştirmek, şakaya vurmak ya da susmak gibi. Bunları birlikte ve yargılamadan fark etmek, geçmişte öğrenilmiş bir korunma biçimine bugünün gözüyle yeniden bakmayı mümkün kılar.
Zamanla, eskiden taşınamaz görünen duyguların güvenli bir ilişki içinde hissedilebildiği ve adlandırılabildiği deneyimler birikir. Değişim genellikle ani değil, yavaş ve kişiye özgü bir hızda olur. Tanıdık eğilim yerinde durur, ama artık tek seçenek değildir.
Bu aracı nasıl kullanabilirsin?
Duygu Aynası bir test değildir; sana bir tanı, puan ya da etiket vermez. Seçtiğin cümleler o anki ruh hâline, aklına gelen kişilere ve durumlara göre değişebilir. Sonucu kesin bir tanım gibi değil, üzerine düşünülecek bir yansıma gibi okumak daha doğru olur. İstersen farklı bir günde yeniden dene ve nelerin değiştiğine bak; aklında kalan bir soruyu not alıp bir yakınınla ya da terapide konuşmaya taşı.
Duyguların uzun süredir uykunu, ilişkilerini ya da gündelik hayatını zorlayacak kadar ağır geliyorsa, bunu tek başına çözmek zorunda değilsin. Bir uzmanla konuşmak, neler olup bittiğini birlikte anlamak için iyi bir başlangıç olabilir.