Kaygı, Henüz Gelmemiş Bir Zamanda Yaşar
Kaygılandığımızda çoğu zaman bulunduğumuz yerden ayrılırız.
Beden masadadır, yoldadır, yataktadır. Zihin ise yarınki görüşmenin içindedir ya da aylar sonra gelebilecek bir sonucun.
Kaygının Saati bu ayrılışı görünür kılmak için hazırlandı. Akrep ileri gider, çünkü kaygı da ileri gider. Egzersizin geri kalanı onu yavaşça bugüne getirmeye çalışır.
Mümkün Olan Henüz Olmuş Değildir
Bir şeyin olabilmesi ile olmuş olması aynı şey değildir. Arada çoğu zaman geniş bir alan bulunur.
Kaygı yükseldiğinde bu alan daralabilir. Zihin bir ihtimali yeterince canlı kurduğunda beden ona yaşanmış bir olaymış gibi tepki verebilir. Kalp hızlanır, uyku kaçar, gün daralır.
Bu yüzden dışarıdan gelen “Merak etme, bir şey olmaz” cümlesi çoğu zaman yetmez. Mesafeyi görebilmek için önce onun kısaldığını fark etmek gerekir.
Endişelenmek Bir Hazırlık Gibi Görünebilir
Aynı düşünceyi tekrar tekrar evirip çevirmek insana bir şey yapıyormuş hissi verebilir. Sanki zihin ne kadar çok düşünürse o kadar korunacakmış gibi.
Oysa hazırlık bir noktada tamamlanır. Bir plan yapılır, bir adım atılır, hayat kaldığı yerden devam eder.
Endişenin ise bir bitiş çizgisi yoktur. Bir soru cevaplandığında yenisi gelir; bir ihtimal kapandığında bir başkası açılır.
Güvence Kısa Bir Süre İçin Yeter
Emin olmak istemek çok insani. Bir belirtiyi bir kez daha araştırmak, sevdiğimizden aynı cümleyi yeniden duymak, aynı kararı birkaç kişiye daha danışmak…
Bir an rahatlarız. Sonra şüphe yeniden kapıyı çalar. Çünkü aranan şey bilgiden çok kesinliktir ve hayat bize bunu nadiren verir.
Kontrol de benzer çalışır. Her şeyi yerli yerine koyduğumuzda bir an güvende hissederiz. Kontrol edemediğimiz bir şey belirdiğinde ise kaygı aynı kapıdan geri döner.
Asıl Korku Bazen Şudur: “Baş Edemem”
Kaygının altında yatan şey her seferinde felaketin kendisi değildir. Bazen daha sessiz bir inanç vardır: Olursa, bunu kaldıramam.
Egzersizdeki “Olursa ne yapardın?” sorusu bu yüzden orada. Amaç kendini ikna etmek değil; kaygının gölgede bıraktığı kaynakları yeniden görebilmek. Bir yakını aramak, yardım istemek, zamana alan tanımak, daha önce geçtiğin zorlukları hatırlamak.
Henüz bilmiyor olmak da bir cevaptır. Bilmemek, baş edemeyeceğin anlamına gelmez.
Geleceği Düşünmeyi Bırakmadan Bugüne Dönmek
Amaç gelecek hakkında hiç düşünmemek değil. Plan yapmak, önlem almak, hazırlanmak hayatın bir parçası.
Zorlayıcı olan, gelecekle uğraşırken bugünün elden kayıp gitmesi. Uyku, bir sohbet, işe verilen dikkat, bedenin verdiği küçük işaretler. Kaygı bunları sessizce alır, karşılığında da çoğu zaman yalnızca biraz daha kaygı verir.
Egzersizdeki nefes ve dikkat çalışması bir çözüm değil, kısa bir dönüş. Gördüğün, duyduğun ve dokunduğun şeyler seni şimdiye bağlar. Bazen bu kadarı bile, düşüncenin yeniden ileri gittiğini fark edecek kadar alan açar.
Ne Zaman Biriyle Konuşmak İyi Gelebilir?
Kaygı hayatın olağan bir parçası. Yine de bazı durumlarda onu tek başına taşımak zorunda değilsin:
- Uykun uzun süredir kaygı yüzünden bölünüyorsa,
- İlişkilerin, işin ya da okulun belirgin biçimde etkileniyorsa,
- Rahatlayabilmek için giderek daha fazla güvenceye ya da kontrole ihtiyaç duyuyorsan,
- Kaçındığın yerler ve durumlar zamanla çoğalıyorsa.
Psikoterapide amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Zihnin neden özellikle bu ihtimale tutunduğunu birlikte anlamaya çalışmak, çoğu zaman daha kalıcı bir alan açar. Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım Kaygı: Geleceği Bugünden Yaşamak yazısını da okuyabilirsin.
Bu hafta gelecek için kaygılandığın anlardan birinde kendine şunu sormayı deneyebilirsin: Şu an neredeyim?