İnstagram
Telefon
WhatsApp
İletişim Bilgileri

Değerimizi Ne Kadar Üretken Olduğumuzla mı Ölçüyoruz?

  • Anasayfa
  • BLOG
  • Değerimizi Ne Kadar Üretken Olduğumuzla mı Ölçüyoruz?
Değerimizi Ne Kadar Üretken Olduğumuzla mı Ölçüyoruz?

Değerimizi Ne Kadar Üretken Olduğumuzla mı Ölçüyoruz?

Özdeğer Üretkenlik Dinlenme Suçluluğu Öz Şefkat

Akşam olduğunda bazen günün nasıl geçtiğini, tamamladığımız işlere bakarak değerlendiririz. Kaç e-postayı yanıtladık, hangi işi bitirdik, evde neleri toparladık? Listenin sonuna gelemediğimizde içimizden tanıdık bir cümle geçebilir: “Bugün hiçbir şey yapmadım.” Oysa o gün bir yakınımızı dinlemiş, zor bir görüşmeyi atlatmış, çocuğumuzla ilgilenmiş veya yorgun bedenimize biraz zaman tanımış olabiliriz.

Bu cümlede dikkat etmeye değer bir geçiş vardır. Bazen “Bugün istediğim kadar iş yapamadım” demekle kalmayız; fark etmeden “Ben yetersizim” sonucuna varırız. Üretkenliğe bağlı özdeğer, insanın kendisini değerli hissedebilmesini büyük ölçüde ne kadar iş yaptığına, başardığına veya işe yaradığına bağlamasıdır. Bu, tek başına bir tanı değildir. Kendimizle kurduğumuz ilişkiyi anlamamıza yardımcı olabilecek bir örüntüdür.

Emek vermek, üretmek ve bir işi tamamlamak insana anlam sağlayabilir. Fakat kendi değerimizi her gün yeniden kanıtlamamız gereken bir görev gibi yaşadığımızda, başarı kısa süreli bir rahatlamaya dönüşebilir. Dinlenmek ise ihtiyaç olduğu hâlde ertelenir. O zaman şu soru önem kazanır: Yaptıklarımdan memnun olmaya mı çalışıyorum, yoksa kendimden memnun olabilmek için sürekli bir şey yapmak zorunda mı hissediyorum?

Bir günün verimsiz geçmesiyle, o günü yaşayan insanın değersiz olması aynı şey değildir.
Yapılacaklar listesi, insanın değerini ölçen bir cetvel değildir.
Bir cümle saklı · Parmağınla ya da fareyle yüzeyi arala

Üretkenlik ile Özdeğer Arasındaki Bağ Nasıl Kurulur?

İnsan kendisini tanırken başkalarının tepkilerinden de etkilenir. Bazı yaşam öykülerinde başarı, sorumluluk almak veya başkalarının işini kolaylaştırmak, görülmenin ve takdir edilmenin başlıca yollarına dönüşmüş olabilir. Böyle bir ortamda kişi zamanla “Bir şey başardığımda fark ediliyorum” duygusunu geliştirebilir.

Bu örüntünün herkeste çocukluktan kaynaklandığını söylemek doğru olmaz. Rekabetçi bir iş ortamı, ekonomik belirsizlik, bakım sorumlulukları ve çevrenin beklentileri de sürekli bir şey yapma baskısını artırabilir. İnsan bazen durursa gelirinin azalacağından, işini kaybedeceğinden veya başkalarına yük olacağından haklı olarak endişelenir. Dolayısıyla bu meseleyi kişiye “Kendine izin ver” demekle çözebileceğimiz bir alışkanlık gibi ele alamayız.

Psikoloji Literatüründen
Koşula Bağlı Özdeğer

Jennifer Crocker ve Katherine Knight, özdeğerin bağlandığı koşulları, kişinin değerli olmak için nasıl biri olması veya ne yapması gerektiğine ilişkin inançları üzerinden ele alır. Başarı ve onay gibi alanlar motivasyon sağlayabilir; aynı zamanda bu alanlardaki aksaklıkları kişinin kendilik değerini tehdit eden deneyimlere dönüştürebilir. Üretkenlik baskısını bu çerçeveden düşünmek mümkündür; ancak kavramın tamamı üretkenlikten ibaret değildir.

Ayırt edici nokta çoğu zaman çalışma süresi değildir. Bir insan yoğun çalışabilir ve yine de bir hata yaptığında kendisine saygısını koruyabilir. Başka biri daha az çalıştığı bir günde, başkalarının gözünde değerini kaybettiğini hissedebilir. Asıl soru, sonuçların kendimiz hakkındaki hükmümüzü ne ölçüde belirlediğidir.

Biraz daha derine in: Başarı istemek ile kendini kanıtlama ihtiyacı nasıl ayrılır?
Başarı istemek, merak, anlam, maddi ihtiyaçlar ve bir beceriyi geliştirme arzusuyla ilişkili olabilir. Kendini kanıtlama ihtiyacı ağır bastığında ise başarısızlık belirli bir işin sonucunu aşarak kişinin bütünü hakkında bir yargıya dönüşebilir. Bu iki motivasyon aynı kişide birlikte bulunabilir; aradaki farkı tek bir davranıştan çok, hata ve duraklama karşısında yaşanan duygular gösterir.

Dinlenirken Neden Suçluluk Duyarız?

Dinlenme suçluluğu bazen sessizce ortaya çıkar. Kanepeye otururuz ama zihnimiz yapılabilecek başka bir işi sıralar. Bir yürüyüşe çıktığımızda bile o zamanı daha “faydalı” kullanmamız gerektiğini düşünürüz. Bedenimiz mola vermiştir; içimizdeki değerlendirme devam eder.

Dinlenmenin ancak bütün işler bittiğinde hak edileceğine inanıyorsak, dinlenmeye sıra gelmesi zorlaşır. Çünkü yapılacak işler çoğu zaman bütünüyle tükenmez. Bir iş biterken yenisi başlar. Böylece mola, hayatın doğal bir parçası olmaktan çıkıp ulaşılması güç bir ödüle dönüşür.

Araştırmadan Bir Bulguyla
Boş Zamanı “İsraf” Görmek

Gabriela Tonietto ve çalışma arkadaşlarının 2021 yılında yayımladığı dört çalışma, boş zamanı israf olarak görmenin boş zaman etkinliklerinden alınan keyfi azaltabildiğini gösteriyor. Bulgular özellikle sırf keyif için yapılan etkinliklerde belirginleşiyor. Bu sonuç, herkesin dinlenme güçlüğünü tek başına açıklamaz; ancak boş zamana yüklediğimiz anlamın deneyimimizi etkileyebildiğini düşündürür.

Dinlenmeyi yalnızca ertesi gün daha çok çalışmamızı sağlayacağı için savunmak da aynı ölçüyü sürdürebilir. Uykunun, oyunun, sohbetin veya sessizliğin hayatımızda yer bulabilmesi için her seferinde verimlilik artışı vaat etmesi gerekmez. Bunlar, yaşamanın kendi içinde anlam taşıyan parçalarıdır.

İçimizdeki “Bir İş Daha Yapmalısın” Sesi

İç eleştirmen bazen açıkça sert konuşur: “Yine yetiştiremedin.” Bazen de makul görünen bir öneri sunar: “Şunu da bitir, sonra rahat edersin.” Ancak sonrasında da rahatlama gelmiyorsa, bu sesin nereye kadar gittiğine bakmak gerekir.

Psikodinamik bir bakış, bu iç sesin hangi beklentileri taşıdığını ve kişinin yaşam öyküsünde nasıl anlam kazandığını araştırabilir. Kişi kimin önünde yetersiz görünmekten çekiniyor? Başarılı olamadığında hangi duyguyla baş başa kalıyor? Bu sorular herkes için aynı cevaba götürmez. Amaç geçmişte tek bir sorumlu aramak değil, bugün kendimize yönelttiğimiz talepleri daha iyi anlamaktır.

Kendimizi değerlendirdiğimiz dil burada yol gösterici olabilir. “Bu iş istediğim gibi olmadı” dediğimizde belirli bir sonucu konuşuruz. “Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum” dediğimizde ise o sonucu bütün kimliğimize yayarız. İlk cümle hatayı anlamaya alan açar. İkincisi, düzeltilebilecek bir sorunu kişisel bir mahkûmiyete çevirebilir.

Kendine Sor

Bir iş yetişmediğinde kendime tam olarak ne söylüyorum? Başka bir insan aynı durumda olsa ona da böyle konuşur muydum? Bugün hiçbir başarı gösteremeyen bir yakınımın benim için değeri azalır mıydı?

Bir Başarı Neden Bazen Yetmez?

Uzun zamandır beklenen bir hedef gerçekleştiğinde sevinmek yerine hemen yeni bir eksik aramaya başlayabiliriz. Kısa bir rahatlama gelir, ardından “Peki şimdi ne yapacağım?” sorusu belirir. Başarı, tadını çıkarabildiğimiz bir deneyim olmaktan çok, bir sonraki sınava geçiş belgesine dönüşür.

Bu durum her hedef sahibi insanda aynı anlama gelmez. Yeni amaçlar belirlemek olağandır. Dikkat etmeye değer olan, bir süre durduğumuzda yaşadığımız duygudur. Yeni bir şeye merakla mı yöneliyoruz, yoksa durursak görünmez veya gereksiz olacağımızdan mı korkuyoruz?

Başkalarının başarılarını sürekli izlemek de kişisel ölçümüzü kaydırabilir. Kendi yorgunluğumuzu ve aksayan işlerimizi, başkasının paylaştığı sonuçlarla karşılaştırırız. O sonucun arkasındaki desteği, zamanı, koşulları ve bedelleri ise çoğu zaman bilmeyiz. Böyle bir karşılaştırmada ne kadar ilerlersek ilerleyelim geride kalmış hissedebiliriz.

Sürekli Meşgul Olmak Bazen Neyi Erteler?

Meşguliyet kimi zaman zor bir duyguyla karşılaşmayı da geciktirebilir. Çalışırken yalnızlığımızı daha az fark edebilir, bir ilişkideki belirsizliği düşünmeye vakit bulamayabilir veya kendimizle ilgili bir soruyu erteleyebiliriz. Bu, yoğun çalışan herkesin duygularından kaçtığı anlamına gelmez. İnsan bazen gerçekten yoğun olduğu için meşguldür.

Yine de boş bir saat bulduğumuzda hemen yeni bir görev yaratıyorsak, o boşlukta neyin zor geldiğini merak edebiliriz. Can sıkıntısı mı, huzursuzluk mu, işe yaramama hissi mi? Bazen mesele zamanı nasıl yöneteceğimizden önce, zaman boşaldığında kendimizle nasıl kalacağımızdır.

Gelecekte yetersiz kalma ihtimalini sürekli hesaplamak, çalışma ile kaygı arasındaki bağı da güçlendirebilir. Bu döngü hakkında anksiyete ve kaygı bozuklukları yazısında daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.

Özdeğerimizi Üretkenlikten Nasıl Ayırabiliriz?

Yıllardır yerleşmiş bir ilişki biçimi, “Artık kendimi seveceğim” demekle bir anda değişmeyebilir. Daha gerçekçi bir başlangıç, kendimize verdiğimiz hükmü fark etmek ve o hükmün davranışlarımızı nasıl yönettiğini görmektir.

Sonucu, kimliğinizin tamamına yaymadan anlatın

“Ben yetersizim” yerine “Bugün planladığım üç işten birini bitirebildim” demeyi deneyebilirsiniz. İkinci cümle koşulları değerlendirmeye izin verir: Plan gerçekçi miydi, beklenmedik bir sorumluluk çıktı mı, dinlenmeye ihtiyacınız var mıydı? Kendinize daha doğru bir dil kurmak, sorunları görmezden gelmek anlamına gelmez.

Dinlenmek için işlerin tamamen bitmesini beklediğinizi fark edin

Koşullarınız elveriyorsa, kısa bir molayı bütün listenin bitmesine bağlamadan deneyebilirsiniz. Amaç belirli bir dakika sayısını kusursuz uygulamak değildir. Mola sırasında yükselen “Bunu hak etmedim” düşüncesini fark etmek ve bu düşüncenin mutlaka bir gerçek olmadığını hatırlamak başlangıç olabilir. Sorumlulukların paylaşılması veya iş yükünün yeniden düzenlenmesi gerekiyorsa, çözümün bu tarafı da önemlidir.

Hayatınızın ölçülemeyen taraflarına da bakın

Birini dinlemek, bir kaybın içinden geçmek, sınır koymak, yardım istemek veya hastayken kendinize bakmak çoğu zaman bir performans tablosuna yazılmaz. Yine de hayatımızda yer tutarlar. Bunu yeni bir “görünmeyen başarılar listesi” hazırlamak zorundaymış gibi düşünmeyin. Amaç, kendinizi değerlendirirken kullandığınız dar ölçüyü fark etmektir.

Kendinize anlayış göstermeyi sorumluluktan kaçmakla eşitlemeyin

Öz şefkat, zorlandığınızda kendinizi aşağılamadan durumla yüzleşmeye çalışmaktır. Breines ve Chen’in 2012 tarihli deneyleri, hata sonrasında kendine şefkatli yaklaşmanın bazı koşullarda kendini geliştirme motivasyonunu destekleyebildiğini gösteriyor. Bu bulgu, öz şefkatin herkeste aynı sonucu vereceğini söylemez; fakat kendimize sert davranmanın gelişmenin tek yolu olmadığını hatırlatır.

Bir hatayı düzeltebilmek için önce kendinizi değersiz ilan etmeniz gerekmez.

Bu Baskı Ne Zaman Profesyonel Destek Gerektirebilir?

Kendini sürekli kanıtlama ihtiyacı uykuyu, ilişkileri, fiziksel ihtiyaçları veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmek yararlı olabilir. Başarıya rağmen süren yoğun değersizlik duygusu, dinlenememe ve kendine yöneltilen ağır eleştiri de üzerinde durulabilecek deneyimlerdir.

Bireysel psikoterapide bu beklentilerin kişiye özgü anlamları ve onları sürdüren koşullar ele alınabilir. Kişinin yaşamındaki gerçek ekonomik ve sosyal baskıları anlamak da bu değerlendirmenin parçasıdır. Amaç, insanı hedeflerinden vazgeçirmek değil, hedefleriyle kendisine verdiği değer arasında daha esnek bir ilişki kurmasına yardımcı olmaktır.

Sık Sorulan Sorular

Dinlenirken suçlu hissetmek normal mi?
Dinlenirken suçluluk duymak yaşanabilen bir deneyimdir ve tek başına bir ruhsal bozukluk göstermez. Yapılacak işler, çevrenin beklentileri ve kişinin kendi değerini çalışmakla ilişkilendirmesi bu hisse katkıda bulunabilir. Yoğunluğu, süresi ve yaşam üzerindeki etkisi önemlidir.
Üretkenliğe bağlı özdeğer ne demektir?
Kişinin kendisini değerli hissedebilmesini büyük ölçüde ne kadar iş yaptığına veya başardığına bağlamasıdır. İşlerin aksaması belirli bir sorun olarak kalmak yerine “Ben yetersizim” yargısına dönüşebilir. Bu ifade bir tanı değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi anlamaya yarayan bir açıklamadır.
Kendime anlayış gösterirsem tembelleşir miyim?
Kendine anlayış göstermek, hataları ve sorumlulukları yok saymak değildir. Zorlandığınız bir durumu kendinizi aşağılamadan değerlendirmek, neyi değiştirebileceğinizi görmenize yardımcı olabilir. Öz şefkat üzerine bazı deneysel çalışmalar da bu yaklaşımın kendini geliştirme motivasyonuyla bağdaşabildiğini gösteriyor.
Çalışmayı sevdiğim için çok çalışmam bir sorun mu?
Yoğun çalışmak veya çalışmayı sevmek tek başına bir sorun değildir. Ara verebilmek, bedensel ihtiyaçlara yer açabilmek, ilişkileri sürdürebilmek ve bir aksaklık olduğunda kendinize saygınızı koruyabilmek önemli ipuçlarıdır. Çalışmanın hayatınızda nasıl bir işlev gördüğü birlikte değerlendirilmelidir.
Uzman Notu

Başardıklarımızın Ötesinde Kendimize Yer Açmak

Bir işi tamamlayınca duyulan memnuniyet hayatın kıymetli deneyimlerinden biridir. Ancak insanın kendisine saygı duyabilmesi için her akşam elinde bir başarı belgesi olması gerekmez. Yavaşladığımız, yardım aldığımız veya bir işi yapamadığımız dönemler de yaşamımızın parçasıdır.

Belki de ilk adım, günün sonunda kendimize sorduğumuz sorunun yanına bir soru daha eklemektir. “Bugün ne kadar iş yaptım?” kadar, “Bugün nasıl bir gün geçirdim, neye ihtiyacım vardı?” diye de sorabiliriz. Bazen cevabımız bir sonraki hedefe değil, ertelenmiş bir ihtiyaca götürür.

Kendi değerinizi sürekli çalışarak kanıtlama baskısını anlamak ve bu örüntü üzerine konuşmak isterseniz terapi süreci hakkında bilgi alabilir veya randevu sayfasından iletişime geçebilirsiniz.

Kaynaklar ve ileri okuma

Bu kaynaklar metindeki kavram ve araştırma açıklamalarını destekler. Gündelik yaşam örnekleri açıklama amacıyla kurgulanmıştır; bir kişinin neden böyle hissettiği ancak kendi koşulları içinde anlaşılabilir.

Daha
iyi.
özgüvenli.
sakin.
özgür.
dengeli.
farkında.
kendin.
Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner
psikologilknuruner.com
Bilgilendirme Notu Bu içerik genel psikolojik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel klinik değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi değildir ve bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılacak değerlendirmenin yerini tutmaz. Üretkenlik baskısı veya dinlenirken suçluluk hissetmek tek başına bir ruhsal bozukluğun göstergesi değildir.
Uzm. Kl. Psk. İlknur Üner
Şişli Osmanbey’de ve online olarak, psikodinamik yönelimle yetişkinler ve çiftlerle çalışıyor. Eğitim ve deneyimi

Bunları da okuyabilirsiniz