İnstagram
Telefon
WhatsApp
İletişim Bilgileri

İçimizdeki Eksiklik: Yemek Yerken Neyi Doyurmaya Çalışıyoruz?

  • Anasayfa
  • BLOG
  • İçimizdeki Eksiklik: Yemek Yerken Neyi Doyurmaya Çalışıyoruz?
İçimizdeki Eksiklik: Yemek Yerken Neyi Doyurmaya Çalışıyoruz?

İçimizdeki Eksiklik: Yemek Yerken Neyi Doyurmaya Çalışıyoruz?

Duygusal AçlıkEksiklik HissiYemekle İlişkimizPsikanalitik Bakış

Akşam yemeği bitmiştir. Aç hissetmediğinizi düşünürsünüz ama mutfakta yeniden bir şeyler ararken bulursunuz kendinizi. Tam olarak ne istediğinizi de bilmezsiniz. Bir tat, ağzınızı oyalayacak bir şey, günün sonunda size iyi gelecek küçük bir mola… Bazen aradığımız yiyeceği buluruz; bazen ne yesek aklımız başka bir şeyde kalır.

Bu deneyimin tek bir açıklaması yoktur. Gün içinde yeterince beslenmemiş, sevdiğiniz bir yiyeceği görmekten etkilenmiş veya yalnızca tadını merak etmiş olabilirsiniz. Yemekten keyif almak için her seferinde çok aç olmanız gerekmez. Yine de bazı anlarda yemek isteğine başka bir ihtiyaç eşlik edebilir: rahatlamak, oyalanmak, birinin yanında hissetmek veya adını koyamadığımız bir huzursuzluğu hafifletmek.

Psikanalitik bakış burada yemeğin miktarından önce, kişinin yemekle kurduğu ilişkinin anlamını merak eder. Yiyecek o anda nasıl bir iş görüyor? Hangi duygunun ardından aranıyor? İnsanı neye yaklaştırıyor, hangi duygudan bir süreliğine uzaklaştırıyor?

Bu sorular “Aslında aç değilsin” demenin başka bir yolu değildir. Bedensel açlık ile duygusal ihtiyaç aynı anda bulunabilir. Amaç bunlardan birini geçersiz saymak değil, yaşadığımız deneyime biraz daha yer açmaktır.

Bazen doyduğumuz hâlde aramaya devam ederiz. O zaman yalnızca ne yediğimizi değil, o an ne beklediğimizi de merak edebiliriz.
İhtiyacınızı anlamaya çalışmak, bedeninizin ihtiyacını susturmayı gerektirmez.
Bir cümle saklı · Parmağınla ya da fareyle yüzeyi arala

Duygusal açlık ve duygusal yeme nedir?

Gündelik dilde “duygusal açlık”, görülme, yakınlık, güven veya teselli ihtiyacını anlatmak için kullanılabilir. Tıbbi bir açlık türünün ya da tek başına bir ruhsal bozukluğun adı değildir. “İçimde bir eksiklik var” derken de herkes aynı deneyimden söz etmez. Bir kişi yalnızlığı, bir başkası bir kaybı veya hayatından aldığı tatminin azalmasını anlatıyor olabilir.

Duygusal yeme ise duygularla ilişkili olarak ortaya çıkan yeme davranışını anlatır. Yeme isteği bazen üzüntü veya gerilimle, bazen de kutlama ve sevinçle birlikte görülebilir. Burada belirleyici olan yiyeceğin türü değil, davranışın hangi bağlamda ortaya çıktığı ve kişinin yaşamında nasıl bir yer tuttuğudur.

Bu iki kavram birbirine temas etse de aynı şey değildir. Yakınlık ihtiyacı duyan herkes yemeğe yönelmez. Duyguların etkisiyle yiyen herkes de kendisini eksik veya yalnız hissetmez. Bir lokmadan kişinin bütün iç dünyasını okuyamayız.

Araştırmadan Bir Not
Duygular ve Yeme Davranışı

Duyguların yeme davranışına etkisi herkes için aynı değildir. Schnepper ve çalışma arkadaşlarının 2023 tarihli araştırması, duygusal yemeyi anket, laboratuvar ve günlük yaşam ölçümlerini birlikte kullanarak incelemiştir. Çalışma, bu örneklemde bireysel farklılıkları destekleyen bulgular sunar. Yalnızca kadın katılımcılardan oluşan bu çalışmanın sonuçları, her insanda belirli bir duygunun aynı yeme davranışına yol açacağını söylemez.

Psikanalitik bakışta yemek neden yalnızca beslenme olarak ele alınmaz?

Hayatın başlangıcında beslenme, bir başka kişinin bakımına ihtiyaç duyduğumuz bir deneyimdir. Açlık ortaya çıkar, bekleriz ve birinin yanıt vermesiyle rahatlarız. Bu sırada yalnızca besinle karşılaşmayız; tutulma, sıcaklık, ses ve bir ihtiyacımızın fark edilmesi de yaşantının parçası olabilir.

Psikanalitik düşünce bu erken deneyimlerin ruhsal anlamlarıyla ilgilenir. Bir şey almak, beklemek, mahrum kalmak, doymak veya yeniden istemek kişinin iç dünyasında nasıl yer bulur? Yetişkinlikteki bir yemek sofrası bazen bu anlamların bazılarını yeniden taşıyabilir. Birinin sevdiğimiz yemeği hazırlaması bize düşünüldüğümüzü hissettirebilir. Tanıdık bir tat, uzun zamandır görmediğimiz birini veya güvenli bulduğumuz bir dönemi hatırlatabilir.

Bu, bugünkü bütün yeme davranışlarımızın bebeklikte belirlendiği anlamına gelmez. Bugünkü ilişkilerimiz, bedenimizin ihtiyaçları, alışkanlıklarımız ve yaşam koşullarımız da önemlidir. Psikanalitik yaklaşım, bu farklı etkenlerin kişiye özgü olarak nasıl bir araya geldiğini anlamaya çalışır.

Psikanalizden Bir Kavram
Oral haz ne demektir?

Freud, beslenmeyle bağlantılı ağız bölgesi hazlarının zamanla yalnızca besin alma amacını aşabilmesini tartışır. Buradaki “oral”, ağızla ilgili demektir. Kavram, ağız yoluyla yaşanan deneyimin haz ve yatışma gibi anlamlar da taşıyabileceğine dikkat çeker. Tarihsel bir kuramsal çerçevedir; yetişkin bir insanın yemek isteğinden doğrudan bir kişilik özelliği veya tanı çıkarma yöntemi değildir.

Tok olduğumuz hâlde neden yemek isteyebiliriz?

Tokluk, yeme isteğini etkileyen unsurlardan biridir. Sevdiğimiz bir yiyeceğin tadı ve kokusu, alıştığımız bir saat veya sosyal ortam da bu istekte rol oynayabilir. Bazen de “Tokum” dediğimiz hâlde gün içinde ihtiyacımız olan besini düzenli biçimde alamamış olabiliriz. Bu nedenle ilk adım bedenimizin ihtiyacını peşinen reddetmek olmamalıdır.

Bazı anlarda yemek, duygusal bir geçişin parçası hâline de gelebilir. İşten eve gelince yenilen bir şey, günün geriliminden çıkmanın tanıdık bir yolu olabilir. Zor bir konuşmanın ardından mutfağa gitmek, hissedilmesi güç bir duygunun içinde kısa bir ara sağlayabilir. Bunlar olası örneklerdir; kişinin kendi deneyimini dinlemeden anlamlarını bilemeyiz.

Yemekle rahatlamak başlı başına bir başarısızlık değildir. İnsanlar müzikle, sohbetle, hareketle veya tanıdık tatlarla rahatlayabilir. Daha çok üzerinde durulması gereken, yemek dışında rahatlayabildiğimiz yolların giderek azalması, davranışın kontrolümüz dışında yaşanması veya belirgin bir sıkıntıya dönüşmesidir.

Doymakla tatmin olmak arasındaki fark

Bir yemeğin ardından bedenimiz doymuş olabilir. Fakat gün boyunca beklediğimiz bir yakınlık, konuşmak istediğimiz bir konu veya duyulmasını istediğimiz bir kırgınlık hâlâ oradadır. Yemek, yaşanan gerilimi kısa süreliğine hafifletmiş olsa da o ihtiyacı bütünüyle karşılamayabilir.

Böyle bir durumda aramaya devam etmek, kişinin açgözlü veya iradesiz olduğunu göstermez. Belki de rahatlamanın etkisi geçerken adlandırılamayan duygu yeniden belirginleşiyordur. Bu ihtimal, herkesin deneyimini açıklamaz; ancak yemek sonrasında “Bir şey hâlâ eksik” diyen birinin yaşantısını araştırmak için bir başlangıç olabilir.

Psikanalitik açıdan burada önemli olan, eksikliğe hemen bir nesne bulmaktan önce onun nasıl yaşandığını anlamaktır. Bazen insan ne istediğini bilmekte zorlanır. Yakınlık ister ama birini aramak ağır gelir. Dinlenmek ister ama durduğunda suçluluk duyar. Bir şey talep etmek yerine, kolay erişebildiği ve kendisinden açıklama beklemeyen bir şeye yönelir.

Her ihtiyaç aynı yolla karşılanmaz. Ancak hangi ihtiyacımızın konuştuğunu anlamak da her zaman kolay değildir.

Biraz daha derine in: Psikanalizde “içimizde birini taşımak” ne demektir?

Nesne ilişkileri yaklaşımında “nesne”, burada bir eşyadan çok, ilişki kurulan kişiyi veya o kişinin ruhsal temsilini anlatabilir. Klein’ın içsel nesne kavramı, ilişkilerin zihinsel ve duygusal olarak iç dünyada yer bulmasını ele alır. Örneğin birinin bizi yatıştıran sesini o yanımızda değilken de hatırlayabiliriz. Yemekle kurulan kişisel anlamları düşünürken bu yaklaşım yararlı bir çerçeve sunabilir; “Şu yiyeceği istiyorsan şu kişiyi özlüyorsun” biçiminde bir sembol sözlüğü sunmaz.

Eksiklik hissi her zaman geçmişten mi gelir?

Hayır. Bazen eksik olan şey gerçekten bugünkü hayatımızda eksiktir. Uzun süredir yalnız olabilir, çok çalışıyor, ekonomik güçlükler yaşıyor veya bakım verirken yeterince destek alamıyor olabiliriz. Böyle bir hayatın içinde teselli aramak, yalnızca geçmişte çözülememiş bir meseleye bağlanamaz.

“İçindeki boşluğu kendin doldurmalısın” cümlesi bu nedenle herkese iyi gelmeyebilir. İnsanların birbirine ihtiyacı vardır. Bazı ihtiyaçlar bir ilişki içinde karşılanır; bazıları daha adil bir iş paylaşımı veya somut destek gerektirir. Kişiden bütün ihtiyacını kendi içinde çözmesini beklemek, zaten taşıdığı yükü artırabilir.

Psikanalitik merak, bugünkü hayatı gözden kaçırmayı gerektirmez. Geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimleri ile bugün gerçekten yaşadığımız koşullar birlikte ele alınabilir. İhtiyaç duymak, insanın kendisinde bir kusur bulunduğunun kanıtı değildir.

Kendine Sor

Yemek isteğinin belirginleştiği anlarda günümde neler olmuş oluyor? Gün içinde yeterince yiyebilmiş miydim? O sırada yalnızca bir tat mı arıyorum, yoksa dinlenmeye, konuşmaya veya birinin beni düşünmesine de ihtiyaç duyuyor olabilir miyim? Bu soruları kendimi sorguya çekmeden sorabilir miyim?

Yemekten sonra gelen suçluluk bize ne anlatır?

Bazen yemeğin kendisinden daha ağır olan, ardından kendimize söylediklerimizdir. “Yine dayanamadım” veya “Kendimi hiç kontrol edemiyorum” gibi cümleler, yaşanan deneyimi anlamaya ayrılabilecek alanı daraltabilir. Kişi bir ihtiyacı fark etmek yerine kendi karakteri hakkında hüküm vermeye başlar.

Yemekleri ve yeme isteğini sürekli ahlaki bir sınava dönüştürmek, bedensel ihtiyaçlarımızı da duymamızı zorlaştırabilir. Duygusal bir ihtiyaç fark etmiş olmak, beslenme ihtiyacının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Zor bir günün ardından hem yemek yemeye hem de destek almaya ihtiyaç duyabiliriz.

Yediğini telafi etmek için öğün atlamak veya kendini cezalandırmak çözüm olarak önerilemez. Özellikle kontrol kaybıyla yeme ve kısıtlama tekrar eden bir döngü hâline geldiyse, bunu daha katı kurallarla tek başına yönetmeye çalışmak yerine profesyonel destek almak önemlidir.

Yemekle ilişkimizi anlamaya nereden başlayabiliriz?

Başlangıç, her lokmanın gizli anlamını çözmek değildir. Her yemek isteğinin arkasında derin bir neden aramak da insanı yorabilir. Daha yararlı olan, tekrar eden bazı anları yargılamadan fark etmektir: Ne zaman zorlanıyorum, o sırada bedenim nasıl, hayatımda neler oluyor?

Bir örüntü fark ettiğimizde bunu yeni bir yasak için kullanmak zorunda değiliz. “Yalnız hissederken yemek istiyorum” demek, “O zaman yememeliyim” anlamına gelmez. Belki o akşam beslenmeye ek olarak bir arkadaşla konuşmak veya kendimize daha sakin bir alan açmak da iyi gelebilir. Yemeği hak etmek için önce başka bir ihtiyacımızı çözmemiz gerekmez.

İhtiyacın adını bulmak bazen zaman alır. Özellikle duygularımızı uzun süredir geri plana atıyorsak, yalnızca “İçim sıkılıyor” diyebiliriz. Bunun hangi deneyimlerle birlikte ortaya çıktığını merak etmek yeterli bir başlangıçtır. Her soruya hemen cevap vermek zorunda değiliz.

Ne zaman profesyonel destek almak gerekir?

Yemekle ilgili düşünceler günün büyük bölümünü kaplıyor, tekrar eden kontrol kaybı yaşanıyor veya yemek sonrasında yoğun utanç hissediliyorsa değerlendirme yararlı olabilir. Kusma, uzun süre aç kalma ya da telafi amaçlı aşırı egzersiz gibi davranışlar da profesyonel destek gerektiren işaretlerdir. Yardım istemek için belirli bir beden ağırlığında olmak gerekmez.

Değerlendirmede bedensel sağlık, beslenme düzeni ve ruhsal yaşantı birlikte dikkate alınır. Gerektiğinde hekim, ruh sağlığı uzmanı ve yeme bozuklukları alanında çalışan diyetisyen iş birliği yapabilir. Psikanalitik veya psikodinamik görüşmeler, davranışın kişisel anlamlarını araştırmaya alan açabilir; yeme bozukluğu söz konusuysa uygun tedavi planı kişinin klinik ihtiyaçlarına göre belirlenir.

Sık sorulan sorular

Duygusal açlık ile fiziksel açlık kesin olarak ayrılabilir mi?
Her zaman keskin bir çizgiyle ayrılamaz. Bedensel açlık, haz ve duygusal ihtiyaçlar aynı anda bulunabilir. “Birden istedim, demek ki gerçek açlık değil” gibi tek bir işarete dayanarak bedeninizin ihtiyacını geçersiz saymak doğru olmaz.
Tokken yemek istemek bir yeme bozukluğu mudur?
Tek başına değildir. Yeme davranışının sıklığı, kontrol kaybı yaşanıp yaşanmadığı, yarattığı sıkıntı ve günlük yaşam üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir. Bazen yalnızca sevdiğiniz bir yiyeceğin tadını istemiş olabilirsiniz.
İçimdeki eksiklik hissini yemekle kapatıyor olabilir miyim?
Bazı kişiler için yemek teselli veya rahatlama işlevi taşıyabilir. Fakat eksiklik hissiyle yemek arasında herkese uyan bir ilişki yoktur. Kendi deneyiminizde ne olduğunu, o sıradaki bedensel ihtiyaçlarınız ve yaşam koşullarınızla birlikte anlamaya çalışabilirsiniz.
Duygusal yeme iradesizlik midir?
Yeme davranışını yalnızca iradeyle açıklamak, bedensel, duygusal ve çevresel etkenleri gözden kaçırır. Kendinizi suçlamak yerine davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamak ve gerektiğinde destek almak daha yararlı olabilir.
Uzman Notu

İçimizdeki eksikliği dinleyebilmek

Bir şeyler yemek istemek, insanın kendi içinde çözmesi gereken bir hatası değildir. Besleniriz, haz alırız, sofralarda ilişki kurarız. Bazen de tanıdık bir tatla biraz rahatlarız. Bu deneyimlere hemen bir kusur arayarak yaklaşmak, yemekle ilişkimizi daha da gergin hâle getirebilir.

Ancak yemek isteğiyle birlikte tekrar tekrar aynı eksiklik hissi geliyorsa, bu hissin de dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Neyi özlediğimizi, neyi talep etmekte zorlandığımızı veya hangi duyguyla yalnız kaldığımızı hemen bilemeyebiliriz. Bunları anlamak için kendimize zaman tanıyabiliriz.

Belki sorumuz yalnızca “Nasıl daha az yerim?” olmak zorunda değildir. “Yemekle kurduğum bu ilişkide ben neler yaşıyorum?” diye de sorabiliriz. Bazen ihtiyaç duyduğumuz değişim, kendimize yeni bir kural koymaktan önce, yaşadığımız şeyi daha açık anlatabilmekle başlar.

İhtiyacınızı anlamaya çalışmak, bedeninizin ihtiyacını susturmayı gerektirmez.

Yemekle ilişkinizi ve ona eşlik eden duyguları anlamak isterseniz, bireysel psikoterapi süreci bu deneyimleri konuşabileceğiniz bir alan sunabilir.

İlgili yazılar: Kimseye, Hiçbir Şeye, Hiçbir Yere Yetememek ve Değerimizi Ne Kadar Üretken Olduğumuzla mı Ölçüyoruz?.

Kaynaklar ve ileri okuma

Freud, S. (1905; İngilizce baskı 1920). Three Contributions to the Theory of Sex. Beslenme, emme ve ağız bölgesi hazzına ilişkin tarihsel kuramsal tartışma. https://www.gutenberg.org/ebooks/14969

Melanie Klein Trust. Internal objects. The New Dictionary of Kleinian Thought içinden kavram açıklaması. https://melaniekleintrust.org.uk/theory/internal-objects/

Schnepper, R., Blechert, J., Arend, A.-K., Yanagida, T. ve Reichenberger, J. (2023). Emotional eating: elusive or evident? Integrating laboratory, psychometric and daily life measures. Eating and Weight Disorders, 28, 74. https://doi.org/10.1007/s40519-023-01606-8

NICE. Eating disorders: recognition and treatment (NG69). Özellikle yeme bozukluklarının değerlendirilmesi ve tıkınırcasına yeme tedavisine ilişkin öneriler. https://www.nice.org.uk/guidance/ng69/chapter/recommendations

Daha
iyi.
özgüvenli.
sakin.
özgür.
dengeli.
farkında.
kendin.
Uzman Klinik Psikolog İlknur Üner
psikologilknuruner.com
Bilgilendirme Notu Bu içerik genel psikolojik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel tanı, tedavi veya beslenme planı değildir. Psikanalitik açıklamalar kuramsal bir yorum çerçevesidir; tek başına bir kişinin yeme davranışının nedenini veya tanısını belirlemez.
Uzm. Kl. Psk. İlknur Üner
Şişli Osmanbey’de ve online olarak, psikodinamik yönelimle yetişkinler ve çiftlerle çalışıyor. Eğitim ve deneyimi

Bunları da okuyabilirsiniz